Nar Gezi
ANASAYFA HAKKIMIZDA TEMATİK TURLAR UZAK COĞRAFYALAR KOMŞULARIMIZ ANADOLU YOLCULUKLARI İLETİŞİM


Uzak Coğrafyalar > PERU – İnkaların İzinde…
Lima-Nasca-Cuzco-Machu Picchu-Puno-Titicaca -Bogota
14-28 Eylül 2019

PERU –    İnkaların İzinde…<br>Lima-Nasca-Cuzco-Machu Picchu-Puno-Titicaca -Bogota İnkaların izini sürmeye başlarız Lima'dan... Her adım bir öncekinden daha çok şaşırtır bizi, "bu kadar da değil artık!" derken, La Paz'a ulaşır, Tiawanaku Medeniyeti'nin temeli olduğunu anlarız her şeyin. Tüm gizlerin çıkış noktası sanki... Biri olmadan diğeri eksik kalır, o yüzden Peru rotamız Bolivya'da sonlanır...

Tur Programı Bilmeniz Gerekenler Bölge Hakkında Öneriler Foto Galeri Rezervasyon

Tanıtım

İnkaların izini sürmeye başlarız Lima'dan... Her adım bir öncekinden daha çok şaşırtır bizi, "bu kadar da değil artık!" derken, La Paz'a ulaşır, Tiawanaku Medeniyeti'nin temeli olduğunu anlarız her şeyin. Tüm gizlerin çıkış noktası sanki...  Biri olmadan diğeri eksik kalır, o yüzden Peru rotamız Bolivya'da sonlanır...



Bölge Hakkında Bilgi
Konum: Güney Amerika, Şili ve Ekvador arasında Güney Pasifik Okyanusu’nun kıyısında.

Yüzölçümü: 1.285.216 km².

Nüfus: 28.3 milyon (% 70’i kentlerde, % 30’i kırsal kesimde). 0-14 yaş: %31, 15-64 yaş: %64, 65 yaş ve üzeri: %5.

Başkenti: Lima (8 milyon).

Sınır ülkeler: Bolivya 900 km, Brezilya 1.560 km, Şili 160 km, Colombia 1.496 km, Ekuador 1.420 km

Ülke sınırı: 5.536 km.

Kıyı şeridi: Pasifik Okyanusu2.414 km.

İklim: Doğudaki Amazon bölgesinde tropikal sıcak, batıda kuru ve ılıman, And Dağları’nda kuru ve soğuk.

Arazi yapısı: Batıda And sıradağları, doğuda düzlükler. Bolivya’nın fiziki özelliklerinin başlıca ayırt edicisi ülkenin batı kıyısı boyunca kuzeyden güneye uzanan And zinciridir.

En yüksek noktası: Nevado Huascaran - 6.768m

Yaşam beklentisi: 70 yıl. Erkek:68, Kadın:72.

Irk: Amerikan kızılderilisi % 45, Mestizo (Amerikalı Kızılderili ve beyaz melezi) % 37, beyaz % 15, siyah, Japon, Çinli ve diğer % 3.

Din: Roma Katolik %81, Yedinci Gün Adventist %1,4, Hıristiyan %0,7, diğer %0,6, tanımlanmamış ve dinsiz %16,3

Dil: İspanyolca (resmi dil), Quechua (resmi dil), Aymara (Puno çevresinde) ve sayısız bilinmeyen Amazon kabile dil ve ağızları.

Doğal kaynaklar: Bakır, gümüş, kurşun, çinko, altın, petrol, demir madeni, kömür, fosfat, potas, doğal gaz, kereste, balıkçılık, su gücü.

Başlıca ekonomik faktörleri: Servis %65, endüstri %27 (madencilik ve minerallerin işlenmesi, çelik, bakır, gümüş, kurşun, çinko gibi metal üretimi, petrol çıkarma ve rafineri, doğal gaz, balıkçılık ve işlenmiş balık ürünleri, tekstil, giyim, besin işleme), tarım %9 (kahve, pamuk, şeker kamışı, pirinç, patates, mısır, muz, üzüm, portakal, koka, kümes hayvanları, sığır, süt ürünleri).

Enflasyon: %1,6.

Para birimi: Nuevo Sol (PEN), 1 ABD$=3,06 PEN (04.10.07)

 

Tarihi

Eski Peru, tarih boyunca birden çok önemli And uygarlığının beşiği olmuştur. Bu uygarlıklardan en önemlisi ise 1533’de İspanyol sömürgeci ve fatihlerce hakimiyet altına alınan İnkalardır. İnka İmparatorluğu, Güney Amerika’nın batısından şimdiki Kolombiya’nın güney sınırına, Şili ve Arjantin’in kuzey bölgelerine dek uzanan alana hakimdi. Aslında sadece imparatorun adı “Yeryüzündeki Tanrı” anlamına gelen İnka idi. Cuzco’da yaşayan bir kabile, Cuzco’yu başkent yaptı ve bu imparatorluğu yarattı. Cuzco’daki devletin sınırlarını gerçekten genişleten ilk hükümdar Pachacuti idi. Pachacuti’nin soyu da, gerek savaşlar gerek anlaşmalar yoluyla çevresini fetheden bir imparatorluk yönetmiştir. Cuzco’daki kraliyet şehri bir pumaya benzer şekilde inşa edilmiştir. Asıl kraliyet yapısı olan başa Sacsahuaman deniyordu. İmparatorluk, Chinchasuyu, Antisuyu, Contisuyu ve Collasuyu olmak üzere dört kısma bölünmüştü. Resmi dil olan Quechua (Quichua), imparatorluğu kuran kabileye komşu bir kabilenin diliydi. Fethedilen yerlerdeki halkların kendi dinlerini ve yaşam tarzlarını sürdürmelerine izin veriliyordu ama İnka kültürünü ve uygulamalarını kendilerinkinden üstün tutmaları gerekiyordu. Örneğin Güneş Tanrı İnti, imparatorluğun en önemli tanrılarından biri olarak kabul ediliyordu. Bu kadar geniş bir alana yayılmış olan bu imparatorluğun sınırları içindeki her noktaya ulaşan etkileyici bir yol ağı da kurulmuştu. İnka Yolu denilen bu yol üzerinde mesaj taşıyıcı chaskiler, Cuzco’daki imparatorluk merkezine haberler taşımaktaydı.

 

Francisco Pizarro, 1531’de Peru sahillerine çıktı.

İnka İmparatorluğu’nun sonunu İspanyol fatihlerin üstün ateş gücü ve altına duydukları hırs getirdi. Francisco Pizarro, 1531’de Peru sahillerine çıktığı sırada İnka İmparatorluğu bir iç savaşın tam ortasındaydı. İki kardeş, Huáscar ve Atahualpa, ölmüş babalarının yerine tahta geçmek için savaşıyorlardı. Pizarro’nun güçleri tuzak kurarak Atahualpa’yı yakaladı ve serbest bırakmak için bir oda dolusu altın istedi. Bu fidye ödenmesine rağmen Pizarro, Atahualpa’ya öldürttü. 1535’de Lima’yı kurdu ve Peru’nun yeni başkenti ve yönetim merkezi yaptı. Burası 200 yıl boyunca Güney Amerika’da İspanya’ya bağlı bir valilik oldu. Ispanya Krallığı için esas altın ve gümüş kaynağı olan Lima, Mexico City ile birlikte İspanya İmparatorluğu’nun Amerika’daki en önemli iki şehrinden biriydi.

 

Peru, 1821’de bağımsızlığını ilan etti,

 kalan İspanyol güçleri de 1824’de yenildi. Bununla birlikte komşularıyla ve İspanya ile olan mücadelesi ve savaşlar çeşitli aralıklarla 1929’da Peru ve Şili arasında anlaşma imzalanmasına dek devam etti. 12 yıllık askeri rejimden sonra 1980’de Peru, tekrar demokratik yönetime geri dönmüş ama ekonomik sorunlar ve şiddetli isyanlarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. 1990’da başkan Alberto Fujimori’nin seçilmesinden sonraki 10 yıl boyunca ekonomide ve gerilla faaliyetlerinin azaltılmasında önemli ilerlemeler kaydededilmiştir. Bununla birlikte başkanın giderek daha fazla sıkı önlemlere başvurması ve 1990’ların sonundaki ekonomik çöküş, yönetim hakkındaki hoşnutsuzluğun giderek artmasına neden oldu. 2000 baharında yapılan seçimleri üçüncü kez kazanan Fujimori, uluslararası baskı ve yolsuzluk skandalları nedeniyle aynı yılın Kasım ayında görevinden el çektirildi. Geçici bir hükümet, 2001 baharında seçimlerin yapılmasını sağladı ve bu seçimlerin sonucunda da Alejandro Toledo hükümetin başına geçti, ama onun başkanlığı da yolsuzluk iddiaları nedeniyle zor günler yaşamıştır.

Lima

İspanyollar 1533’de buraya ilk geldiklerinde vadi, üç önemli İnka tarafından yönetilmekteydi; kuzeye uzanan şehir kompleksleri Carabayllo; şimdi kısmen yıkılmış olan ve modern şehir ile Callao limanı arasındaki Maranga ve şimdi Lima sınırları içindeki bir dış mahalle olan Surco. 1535’de Fransisco Pizarro burayı “Kralların Şehri” takma adıyla kurdu, Lima adının Rio Rimac Nehri’nin yanlış telaffuz edilmesinden türediği düşünülmektedir. Bazıları ise Lima isminin, İspanyollar buraya geldiklerine buraları yöneten Taulischusco’nun topraklarını ifade ettiğini düşünürler. Rimac Nehri’nin kıyısındaki mükemmel stratejik ve coğrafi konumu bu şehrin bir başkent olarak iyi bir seçenek olmasını sağlamıştır. Doğal bir limana sahip olması, içinden nehrin geçtiği sulak vadi ve Andlara görece kolay ulaşımın olması Lima’nın artı özellikleridir. Kuruluşundan beri Lima, İnka döneminde inşa edilmiş teraslarda çalışan And köylüleriyle simgelenen Peru’nun genel imajından farklılık göstermiştir. 16. ve 17. yüzyıllardaki valilik döneminde İspanyol Amerikası’nın en önemli ve güçlü şehri, kültür ve ticaret merkezi olmuştur. Lima merkezi, Çin gibi uzak ülkelerden gelen ipeği ve lüks mobilyaları satan dükkanlar ve sergilerle doluydu. Sokakları süslü ahşap balkonlara ve Barok cephelere sahip binalardan oluşan blokların arasından dolaşıyordu.

Ama 1746’daki büyük depremde tüm şehirde ancak yirmi kadar ev ayakta kalmış ve beş bin kadar kişi –nüfusunun % 10’u- ölmüştür.

Bu deprem sonrasında Vali Amat, şehri yeniden yapılandırmış, geniş caddeler, çarpıcı bahçeler, Rococo tarzı evler ve saray salonları ile yeniden doğmasını sağlamıştır. Bağımsız bir Peru’yu amaçlayan antiemperyalist düşünceler de bu dönemde Lila’ya ulaşmıştır. 18. yüzyılda La Plata Valiliği kurulunca da Potosi madenlerinin kontrolü ele alınmıştır. 1821’de yoğun siyasi çabalar sonucunda General San Martin, Peru’nun bağımsızlığını ilan etti. Böylece Cumhuriyet dönemi başladı.

 

Paracas Ulusal Koruma Alanı

Esas olarak deniz hayatını korumak amacıyla 1975’de kurulan 117.000 hektarlık bu alan, sıklıkla güçlü rüzgarlar ve kum fırtınaları tarafından dövülür. Paracas da Quechua dilinde “yağan kum” anlamına gelmektedir. Dünyanın en zengin denizlerinden birinin bulunduğu bu alanda bol miktardaki planktonlar sayısız çeşitteki balığa ve ahtapot, kalamar, balina, köpekbalığı, yunusa besin sağlar. Ayrıca burası, göçmen kuşları ağırlar ve tehlikede olan türlerin sığındıkları yerlerden biridir.

Günümüzden 9000 yıl önce, Paracas’da İnka kültürünün yayılamasından da önce, insanlar buralara gelip yerleşimler kurmuşlar ve M.Ö. 2000 ila 500 arasında uygarlıkları zirveye ulaşmıştır.

 

Nasca Çizgileri

Bu çizgiler hakkındaki en büyük uzman kuşkusuz 1930’larda Nazi Almanyasından Peru’ya kaçam Maria Reiche’dir. Reiche, 1946’dan 1998’deki ölümüne dek burada neredeyse aralıksız çalışmıştır. Reiche, bu çizgilerin doğu ve batı ufuklarındaki gök cisimlerinin doğuş ve batış noktalarıyla bağlantılı astronomik bir takvim olduğuna inanıyordu. Teorisine göre tüm bu alan, hava durumundaki değişkenliklerle ilgili olmak yerine mevsimsel değişikliklere bağlı olarak ekim dikim ve hasat zamanlarını ayarlamak için tasarlanmıştı.

Bazı yıldızlar, buradaki bazı çizgilerle, şekillerle veya hayvan çizimleriyle aynı hizaya geldiklerinde, ekim, yağmurların gelişi, yazın başı veya sonu veya hasat zamanını gösteriyorlardı. Ayrıca bu bilgiye sahip üst düzey rahiplerin de, halkın yapacakları üzerinde büyük bir kontrol gücüne sahip olmalarını sağlıyordu. Nasca gibi bir çöl bölgesinde, yeryüzünde olan olaylarla, göklerdeki hareketler arasında bağlantı kurmak için güçlü bir eğilim vardı ve gece gökyüzünün görünümü ile doğanın döngüleri arasındaki ilgiye dair bilgi sahibi olmak çok önemliydi.

Bu çizgiler kilometrelerce uzanmaktadırlar, bazıları yamuk biçimlidirler ve gerekli şeklin yapılabilmesi için arazideki taşlar temizlenmiştir. Bazıları ise kuşlar ve hayvanların stilize çizimleridir, olasılıkla astrolojik aşamaları ve Nasca klan sınıflarını simgelerler. Belki de her sembol, bu İnka öncesi topluluktaki belli bir alt grubu simgeliyordu.

 

Cusco

Çoğu kişinin zihninde Cuzco Vadisi ile İnkalar aynı anlama gelse de aslında İnkalardan önce buraya yerleşilmiştir. M.S. 700-800 arasında bu bölgeye hakim olan Killkiler, esas olarak bir tarım devletiydi ve yerel diorit ve andezit taşlardan tapınaklar inşa etmişlerdi. Bu yapılardan bazıları günümüze dek gelmiştir diğerleri ise sonradan yapılan İnka binalarıyla birleşmişlerdir. Örneğin Korikancha tapınağı, Killki güneş tapınağının temelleri üzerine yapılmıştır.

Efsaneye göre, İnka İmparatorluğu’nun efsanevi kurucuları Manco Papac ve kız karedeşi Mama Ocllo, Titicaca Gölü’nün sularından doğmuşlardır ve M.S. 1200’lerde Cuzco’yu kurmuşlardır. Sonraki iki yüzyıl boyunca da bu vadi, önce çeşitli gruplardan oluşan, zaman içinde de Peru dağlık bölgesine hakim olan İnka kabilesinin yurdu olmuştur. Cuzco şehir planı kutsal bir hayvan olan bir puma şeklinde tasarlanmıştır: önemli bir ayin alanı ve kale olan Sacsayhuaman, sivri dişli baştır; Pumachupan, kutsal kedinin kuyruğudur, şehirdeki iki nehir arasında yer alır; bu iki yer arasında da Güneş tapınağı Korikancha bulunur, İnka evreninin üretici merkezi, kutsal hayvanın belidir. Pumanın kalbi Huacapata’dır, her iki yöne de eşit olarak uzanan ve şimdiki Ana Meydan (Plaza de Armas) bulunan tören alanıdır. Dört ana yol meydandan başlayarak imparatorluğun her bir köşesine uzanırdı.

Şehrin ulaştığı düzey gerçekten dikkate değerdir. Tüm imparatorlukta rakipsizdi. 1532’de İspanyollar şehre geldiklerinde Cuzco çok gelişmiş bir şehir ve dinyadaki en büyük impatorluklardan birinin başkentiydi. İspanyollar şaşkınlık içinde kalmışlardı, şehrin güzelliği daha önce yeni Dünya’da gördükleri her şeyi geçmekteydi. Taş işçiliği İspanya’dakinden daha iyiydi ve şehirde kutsal mekanlarda kullanılmış değerli taşlardan gözleri kamaşmıştı. Bu zenginliğe sahip olmak için gerekenleri yapmakta da gecikmediler. Önce Cajamarca’da imparator Atahualpa’yı tuzak kurarak yakaladılar. Pizarro, imparatorun kendisinden Cuzco’daki büyük serveti öğrenince bu şehre gitti ve burada yine aynı isimle İspanyol Cuzco’sunu kurdu. Atahualpa’nın akrabası Manco kukla hükümdar olarak başa geçirildiyse de sonra o da öldürüldü. Pizarro’nun gidişinden sonra oğulları Juan ve Gonzalo gücü ele geçirdi ve davranışlarıyla İnkaların direnişe geçmelerine yol açtılar. 1536’da Manco Büyük İsyanı başlatmak için Kutsal Vadi’ye kaçtı.

Bir kaç gün için iki yüz kadar İspanyol, ellerindeki sekiz atla birlikte Cuzco’da 100,000 İnka savaşçıcı tarafından kuşatıldılar. Bir hafta sonra bir kaç yüz atlı İspanyol askeri, Sacsayhuaman’daki İnka üssüne karşı saldırıya geçti. İnanılmaz bir şekilde bu kaledekileri yendiler ve kılıçtan geçirdiler.

İspanyolların kontrolündeki Cuzco’da bir daha asla ciddi bir tehlike olmasa da savaşlar sona ermedi. Ertesi yıl rakip sömürgeci Almagro, şehri ele geçirdi ama bir kaç ay sonra Francisco Pizarro isyancı ispanyol askerlerini yenerek şehri tekrar ele geçirdi. Aynı dönemde bir grup İnka isyan ederek 1572’ye dek dayandı. Ama liderleri Tupac Aymaru’nun ele geçirilip Plaza de Armas’da idam edilmesiyle isyan sona erdi.

O zamandan sonra şehirde göreceli, bir barış hüküm sürdü. 1650’deki büyük deprem ise şehri yerle bir etti. Şehrin yeniden yapılması gerekti. Bu dönem aynı zamanda Cuzco’daki sanatın en yaratıcı olduğu dönemdir, hem Quechua hem de mestizo sanatçılar önemli eserler verdi.

Tüm bu mirasa karşın Cuzco ancak 1911’de Hiram Bingham’ın Machu Picchu’yu bulmasıyla dikkat çekmiştir. İnka duvarları, renkli kostümler, sarayların üzerine inşa edilmiş kiliseleri, And’ların arasında kaybolmuş kaleleri, efsanevi yolları kısacası görkemli geçmişinin izleriyle ziyaretçilerini etkileyen Cuzco, antik İnkaların kutsal şehri olmakla kalmayıp Amerika kıtasının arkoelojik başkentidir. Şehrin her köşe başında görülebilecek zengin arkeolojik mirasının yanı sıra hareketli gece hayatıyla Cuzco, Amerika kıtasında gidilebilecek en renkli yerlerden biridir. İnkaların Huacaypata diye adlandırdıkları Büyük Meydan, San Blas esnaf mahallesi, Güneş tapınağı veya Korikancha’nın üzerine inşa edilmiş Santa Domingo Rahibeler Manastırı, İnka sarayları gibi pek çok yer ile Sacsayhuaman veya Tambomachay gibi etkileyici kalıntılar ziyaretçileri bu şehre çekmektedir. İnka askeri mimarisinin en etkileyici örneklerinden biri olan ve doğudan gelen işgalcilere veya Andlardan gelen saldırılara karşı inşa edilmiş Sacsayhuaman Kalesi’nin en büyük özelliği 6 m yüksekliğe dek ulaşabilen ve birbirlerine tam olarak oturan taşlardır. Arkeolog Hiram Bingham’ın Machu Picchu’yu keşfetmesinden beri bu bölge, dünyadaki binlerce gezginin hayal gücünü ateşlemiş ve bu kişiler her yıl İnka yolunu izleyerek dünyadaki en muhteşem anıtlardan birinin bulunduğu zirveye çıkmışlardır. Bir dağın sırtında, Urumba Nehri’nin aktığı derin bir vadiye bakan alana kurulmuş Machu Picchu’nun çevresi sık tropik ormanlarla kaplıdır ve zamanında bir tapınma, yıldızları gözlemleme yeri ve İnka Pachacutec ailesi için özel çiftlik (hacienda) olarak kullanılmaktaydı. Taşlara oyulmuş merdivenler ve kanallar bu önemli arkeolojik şehirde sık sık karşımıza çıkacak.

 

Puno ve Titikaka Gölü

Puno; Cusco Bolivya ve Şili arasında bir kavşaktır. Çok zengin bir geleneğe sahip bu şehir, hayranlık verici bir Pre-Kolombiya tarihine sahiptir. Burada 3000 yıl önce ortaya çıkan Pukara kültürü, ardında bazı piramitler ve yontu eserler bırakmıştır. Daha iyi bilinen Tiahuanaco kültürü ise M.S: 800 – 1200 arasında Titikaka Bölgesi’ne hakim olmuştur. On beşinci yüzyılda İnkaların ele geçirdikleri bu bölgeye yüzyıl kadar sonra İspanyollar geldiler ve kısa sürede buradaki zenginliği fark ettiler Günümüzde de Puno limanı önemini korumaktadır.

Van Gölü’nün üç katı büyükliğe sahip Titikaka Gölü, dünyanın en yüksekteki yüzülebilen gölüdür, 248 m derinlik ve 8500 km² yüzölçümü ile de en büyüğüdür. Gölün kuzey batı-güney doğu yönünde uzunluğu 311 km, en geniş yeri de 130 km. Günümüzde Peru ve Bolivya arasında paylaşılan Titikaka’nın kıyılarında yaşayanlar genellikle balıkçılık, tarım, hayvancılık ve turizmle geçiniyorlar. 1978’de Ulusal Koruma Alanı haline getirilen gölde altmış kuş, on dört balık ve on sekiz amfibyan türü yaşar. Titicaca’da, Quechua yerli dili ve halkı ile güneyli Aymara dili ve halkı bir arada yaşar. İnsanlar tarafından sazların üztüne kurulmuş yüzen Uros adaları üzerinde yüzyıllar önce kuruldukları dönemden beri yaşam devam etmektedir. Her ne kadar göl üzerinde bu adalardan 48 tane olsa da genellikle en büyük olanına gidilir. Bu adalar, Titikaka’nın sığlıklarında bol bulunan tortora kamışlarının kat kat konmasıyla oluşturulmuşlardır. Aynı zamanda bura halkı için bir besin maddesi de olan Tortora kamışları (köklerinin yakınındaki özü içilebilir) damların duvarların ve balıkçı teknelerinin yapımında da kullanılır. Kasım ve Şubat arasındaki yağmurlu mevsimde bu adalardan bazılarının suyun üzerinde yüzdükleri görülebilir. Günümüzde adalarda 600 kadar Uros yerlisi yaşamaktadır ve bunlardan çoğu Quechua ve Aymara karışımıdır. Bu adaların tabanını oluşturan sazlar çabucak çürüdüğü için üste sürekli olarak taze kamış eklenmesi gerekir. Adalar on iki veya on beş sene kadar dayanabilirler. Yerlilerin yarısından fazlası Katolikliğe dönmüşlerdir.

Taquile Adası’ndaise on bin yıldır yerleşim vardır. Ada halkının M.Ö. 4000’lerde tarımla tanıştıkları düşünülmektedir. Üç bin yıl kadar önce burada yaşayan Pukara kültürü insanları, buradaki ilk taş terasları yapmış olmalıdır. On üçüncü yüzyıla dek de Aymara dili konuşan Tiahuanaco kültürü bu adaya hakim olmuş, İnkalar adaya hakim olunca da adalılar Quecheua diliyle tanışmışlardır. 1580’de ada, Pedro Gonzalez de Taquile tarafından satın alınış ve İspanyol etkisine girmiştir. 1930’larda eski başkanlardan Sanchez Cerro gibi bazı kişiler için hapis ve sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Gerçek yerlilerin torunları ancak adayı tekrar satın alarak adanın hakimiyetini ele geçirmişlerdir. Mısır, patates, arpa ve buğday yetiştirseler de Taquile halkının çoğu –nüfusları 1200 civarı- alpaca yününden dokuma ve örgü işleri üretir. Erkekler, siyah yün pantalonlar giyer, pembe, kırmızı ve yeşil renkte bel kayışları takarlar, kadınlar ise güzel siyah başörtüleri, süeterle, koyu renkli şallar ve kimi zaman üst üste sekiz gömlek giyerler, bu gömlekler genellikle çarpıcı pembe veya parlak kırmızı püskül ve kenarlarla süslüdür. Bir erkeğin evli olup olmadığını ise yün şapkası veya chullo’sunun renginden anlamak mümkündür, eğer evliyse şapkası tamamen kırmızıdır, ama bekarsa beyazdır. Bekar erkekler genellikle kendi chullo’larını giyerler. Resmi görevli ve yetkililer, kırmızı chullo’larının üzerine siyah sombreroralar giyer ve bir baston taşırlar. Taquile halkının en önemli özelliklerinden biri de ataları gibi kollektif bir sistem dahilinde yaşamaları. Örneğin adada otel yok, adalılar gelen tursitleri sırayla evlerinde ağırlıyorlar. Adada toprak özel mülkiyet halinde olsa da ne ekileceğine ve nasıl paylaşılacağına tüm köy karar veriyor. Adaya ulaşımı sağlayan tekneler de yine köyün malı ve çalıştırma hakkına sadece Taquileliler sahip. Taquile’de yapılan el işi kemerler, para keseleri, yelekler, şapkaların, Güney Amerika’daki en usta işi el sanatı olarak kabul edildiğini de belirtmek lazım. İşin şaşırtıcı ve sıra dışı yanının da bu el sanatlarının, özellikle de örgü işlerinin erkekler tarafından yapılmaları.

 

İnka Toplumu

İnka imparatorluğu kısa sürede hiyerarşiye dayalı bir toplum yapısı geliştirmiştir. En üst düzeyde güneşin oğlu ve tanrı Viracocha’nın soyundan gelen Sapa İnka vardı. Onun altında rahip-soylular, yönetimle ve dinle ilgili önemli pozisyonların çoğunu dolduran ve ayllu denilen sınıf bulunuyordu. Onları yönetmek için de bölgesel ayllu şefleri olan ve köylü sınıfından vergi toplayan curacas veya orejones çalışıyordu. Toprağın üçte biri imparatora ve devlete, üçte biri yüksek dereceli rahiplere, tanrılara ve güneşe ve üçte biri de ayllu’ların kendilerine aitti. Toprak işleri, hayatı idame ettirmekten çok devletin varlığını devam ettirmeye yönelikti. Yine de kıtlık zamanlarında depolar halkı doyurmak için açılırdı.

Aslında elit sınıfın hayatı düşünüldüğü kadar da rahat değildi; sınıflarının kendilerine sağladığı yararlar, bir imparatorluğun yönetimiyle ilgili gerilim ve endişenin karşılığında kazanılmaktaydı, her yere ordular göndermeleri ve tanrıları mutlu etmeleri gerekirdi. Bununla birlikte İnka soyluları hamamlarda rahatlamayı, av tatillerine çıkmayı ve dinsel takvimleri izin verdikçe ziyafetlerde yiyip içmeyi severlerdi. Allyu şefleri genellikle İnka kraliyet soyundan gelmeseler de konumları normalde babadan oğula geçerdi. Daha düşük derecedeki soylular olarak küpeler ve özel süslenmiş kafa bantları giyebilirlerdi; görevleri ise halk tabakasını hem koruma hem de onları kullanmaktı. Çiftçilik yapmazlardı.

Rütbeler, onluk bir sistem izleyerek yükselirdi. En üst rütbedeki curacas, on bin kişiden sorumluyken onun altındaki iki şefin her ikisi de beş bin kişiden sorumluydu, en küçük köylerde bir kişi on kişiden sorumluydu. Kadınlar sayımda hesaba katılmazlardı. İnkalarda bir ev, bir adam tarafından temsil edilirdi ve sadece o, ayllu’ya karşı vergi vermek mecburiyetindeydi. Aile içinde ise kadının rolü, evin reisine olan yakınlığına göre değişirdi. İnka kadınlarının çoğu için biçilen tek rol, köylü/çiftçi yaşamı ve çocuk doğurmaktı. İmparatorluk sınırları içindeki 9-10 yaşında çocuklardan bazıları güzellikleri ve akılları nedeniyle seçilirdi.

İnkalar ele geçirdikleri yerlerden zanaatkarları toplarlardı. Altın işleyicileri, çömlekçiler, marangozlar, duvarcılar ve quipumayos (muhasebeci) sık sık evlerinden çıkartılıp doğrudan Cusco’nun imparatoruna gönderilirlerdi. Sarayda en düşük rütbeli hizmetlinin bile iş düzeniyle ilgili katı bir uygulama vardı. Eğer bir adam odun kırıcılık işini yapıyorsa, ondan ormandaki odunları toplaması istenmezdi, bu iş başkasının göreviydi.

 

Benzeri uygulamalar yalılar ve artık çalışamayanlar için belirli düzenlemeler vardı. Elli yaşlarına geldiğinde bir erkek yaşlı kabul ediliyordu. Artık normal bir iş ağırlığını yüklenmesi beklenmezdi, vergi ödemezdi ve her zaman devlet depolarından destek alabilirdi. Bununla birlikte toplum ondan yakacak odun toplamak gibi bazı işler yapmasını beklerdi. Aynı şekilde çocuklar da evde ve tarlada işlere yardım ederlerdi, hatta yaşlılarla çocuklar birlikte çalışırlardı böyle gençler doğrudan yaşlılardan öğrenirdi. Sakat kişilerin ise yapabilecekleri işleri yapmaları istenirdi ve yine kendileri gibi sakat olan kişilerle evlenebilirlerdi.

 

Esas olarak vejetaryen bir beslenme tarzı süren İnka toplumunda mısır hem besin hem de chicha(mısırdan yapılan %1-3 alkol içeren bira) yapımında çok önemliydi. Kokayı ise rahipler ve İnka elitleri kullanabiliyordu. Yumuşak narkotik bir uyarıcı olan koka yaprakları, limon veya kalsiyum gibi bir katalizatörle birlikte ağızda çiğnendiklerinde, bedeni soğuğa, açlığa ve yorgunluğa karşı dayanıklı kılar veya duyarsızlaştırırlar. İnkalar da koka yapraklarının sihirli özellikleri olduğuna inanırlardı, gelecekten haber almak için kullanırlar, doğanın güçlerine sunarlardı.

 

İnka Dini

İnka hakimiyeti sırasındaki en önemli dinsel yenilik, yaratıcı Tanrı Viracocha’nın soyundan geldiklerinin kabul edilmesini istemeleriydi. Bir tanrının soyundan geldikleri iddiası İnkalara göre, askeri ve kültürel yayılmacılık konusunda geçerli bir neden oluşturuyordu. Boyunduruk altına aldıkları halkların tapınaklarını yıkmazlardı, tam tersine bazı kutsal yerlerin, ruhsal dünya ile iletişim kurulan mekanlar olarak kutsallıkları kabul edilirdi.

 

Güneş, İnka inanışındaki en belirgin semboldü, baş tanrı ve devlet dininin görünen yüzüydü (Viracocha, daha dolaylı, daha eterik güçtü). Güneş, tarıma dayalı bu imparatorluğa yaşam verirdi ve güneşin hareketleri ile tarım faaliyetler ve yıllık ayinler arasında anlaşılması güç bir bağlantı vardı. Yine de İnka dininin esas olarak güneşe tapınmaktan ibaret olduğunu düşünmek onu çok basite indirgemek olur. İnka kozmolojisinde farklı düzeyler vardı: yaratılış aşaması, astral düzey ve dünyasal boyut. En üst düzey, dünyaya ve insanlığa yaşamı veren yaratıcı tanrı Viracocha’yla ilgiliydi. Onun altında göksel tanrılar olan güneş, ay ve bazı yıldızların (özellikle Pleiad Takım Yıldızı veya Süreyya Burcu) bulunduğu astral düzey vardı. Dünyasal boyut ise insanın yaşadığı boyuttu ve sihirli olmamasına rağmen, alışılmadık kaya veya zirve oluşumları, mağaralar, mezarlar, mumyalar ve akarsular şeklinde kendini gösteren bazı önemli huacas (kutsal alan) veya türbelerle donatılmıştı.

 

Astral düzey ve dünyasal boyut, aslında genel olarak İnkalar güçlenmeden önce Peru’da kullanılan tapınma yer ve unsurlarından oluşuyordu. Dinsel sosyal hiyerarşinin başında, Cusco’nun başrahibi ve genellikle Sapa İnka’nın bir kardeşi olan Villac Uma vardı. Onun altında ise belki de yüzlerce rahip, kraliyet kanından gelen soylular, törenler, tapınaklar, kutsal alanlar, şifa ve kurbanla ilgili işlerden sorumluydu. Onların da altında sıradan rahipler ve seçilmiş kadınlar vardı. Hiyerarşinin en altında ise, bitkisel tedavi ve büyü ile uğraşan ve küçük yerel huacaslarda kurbanlar kesen curanderos’lar bulunurdu.

 

İnkalar hem ay hem de güneş yılını bilirlerdi ama genellikle ekime başlamak için doğru zamanı özel bir kaktüsün çiçek açmasına veya yıldızların konumuna bakarak karar verirlerdi. Tanrılara verilen kurbanlar genellikle lamalar, cuylar(ginea pick) veya chichalardı (et), ama kimi zaman seçilmiş kadınların veya diğer yetişkinlerin de öldürülerek kurban edildikleri olurdu. Yılda bir kez, genç çocukların da en önemli kutsal merkezlerde kurban edildikleri sanılmaktadır.

 

Peru’da Büyücülük ve Şamanizm

Peru’da şifacı büyücülerin kökeni, hallüsinojenlerin ayinlerde kullanımı kadar eskidir.

M.Ö. 1200-M.S. 200 arasında varlığını sürdürmüş Chavin kültürü sırasında gelişmiş olmalıdır. Tarım, seramik ve diğer teknikler gelişmiş olsa da ilk organize kutsal mimari tarzı Chavin kültüründe görülmektedir ve bu dönemde Peru’nun kıyı kesimlerinde ve And Dağları’nda yapılan çömleklerde sembolik imaj ve şekillere rastlanmaktadır.

 

İnkaların ise kutsal bitki ve koka dışında kendi özel hallüsinojenleri de vardı: vilca (Quechua dilinde kutsal demektir). Vilca ağacı, Peru And’larının doğu yamaçlarındaki bulut-orman bölgelerinde yetişir. İnkalar da bu ağacın tohumundan bir tür enfiye yaparak, birisinin yardımıyla burunlarına çekerlerdi. İnka rahipleri de vilcayı, vizyonlar görmek, tanrılarla ve ruhlarla iletişime geçmek için kullanırlardı.

 

Günümüzde Peru dağlarındaki curanderos’lar tarafından hâlâ kullanılan San Pedro kaktüsü de aktif meskalin içeren bir hallüsinojendir. Ormandaki köylerde yaşayan curanderoslar ise, yerel halkı Kızıl derili şamanizmi ile Katolik inanışının bir karışımını kullanarak iyileştirirler. Bu büyücüler genellikle tropik bölgede en çok bulunan ayahuasca isimli bir hallüsinojeni kullanır. Ayahuasca, yerlilerin bilinçlerini ve dünyayı algılayışlarının anlaşılmasında anahtar bir öneme sahiptir.

 

Orta Peru Amazonlarında yaşayan Shipibo halkı, harika seramik ve dokuma işleriyle ünlüdür. Bu işlerin üzerindeki son derece karmaşık, genellikle siyah ve beyaz renkte yapılmış şekiller vardır. Geleneksel olarak bu şekiller, şaman ayahuasca etkisindeyken alınan vizyonlardan etkilenerek yapılanırlar. Ayahuascanın etkisi ise “ruhların aşağı inmesi” olarak açıklanır.

 

Modern Peru’daki kadim şifacılık-büyücülük hakkında söylenebilecek tek kesin şeyse, bu büyücülerin, bizim rasyonel bilimsel dünya görüşü ve algılayışımızın temelini gerçekten sorguladıklarıdır.


BOLİVYA CUMHURİYETİ

Konum: Güney Batı Amerika’da, batısında Peru ve Şili, doğusunda ve kuzeyinde Brezilya, güneyinde Arjantin, güney doğusunda Paraguay bulunur, ülkenin denize sınırı yoktur.


Yüzölçümü: 1.098.581 km²

Nüfus: 9 milyon 0-14 yaş: %35, 15-64 yaş: %60,4, 65 yaş ve üzeri: %4.6.

Başkent: La Paz/Sucre

Ülke sınırı: 6.743 km.

Sınır ülkeler: Brezilya 3.400 km, Peru 900 km ve Titikaka Gölü, Şili 861 km, Arjantin 832 km, Paraguay 750 km.

İklim: Doğuda tropikal, batıda kuru ve çöl, And Dağları’nda soğuk.

Arazi yapısı: Kuzey, güney doğrultusunda And Dağları uzanır, dağ silsilesi arasında yüksek platolar (altiplano)ve Amazon bölgesinde ovalar vardır..

 

En yüksek noktası: Nevado Huascaran, 6.768 m

Yaşam beklentisi: 65 yıl. Erkek: 63, Kadın: 68.

Irk: Quechua % 30, Aymara % 25, Mestizo (Amerikalı Kızılderili ve beyaz melezi) % 30, beyaz % 15.

Din: Roma Katolik %95, Protestan (Evanjelist Metodist) %5.

Dil: İspanyolca (resmi dil), Quechua (resmi dil), Aymara (resmi dil) ve Guarani.

Doğal kaynaklar: Kalay, doğal gaz, petrol, çinko, tungsten, antimon, gümüş, altın, kereste, demir madeni, su gücü.

Başlıca ekonomik faktörleri: Endüstri (madencilik ve minerallerin işlenmesi, petrol işleme, doğal gaz, yiyecek ve içecek, tütün, el işleri, tekstil, giyim), Tarım (soya fasulyesi, ve soya ürünleri, kahve, pamuk, mısır, şeker kamışı, pirinç, patates, kereste).

Enflasyon: % 3-4.

Para birimi: Bolivano (BOB), 1 ABD$= 11,05 BOB

 

Tarihi

Yüksek Bolivya bölgesi, İspanyollar’ın gelip bu bölgeyi ele geçirmesinden önce de Güney Amerika And kültürünün bir parçasıydı. Eldeki bulgular parçalar halinde olsa da M.Ö. 3000’lerde burada tarımın, metalin özellikle de bakır üretiminin bundan 1500 yıl sonra başladığını göstermektedir.

And Bölgesi’nde olasılıkla 20.000 senedir insanlar yaşamaktadır. Özellikle Titikaka Gölü’nün güneyinde M.Ö. 2. yüzyıldan başlayarak gelişen Tiwanaka kültürü dikkat çekicidir. Tiwanaku şehri etrafında gelişen bu kültür, M.S. 1200’lerde olasılıkla kıtlık ve kuraklık nedeniyle ortadan kaybolmadan önce ileri düzeyde mimari ve tarım teknikleri geliştirmişti. Kabaca aynı dönemlerde doğudaki alçak bölgelerde yaşamış olan Moxolar ve şimdiki La Paz’ın kuzeyinde yaşamış Mollolar da ileri tarım toplumlarıydılar ve onlar da 13. yüzyılda ortadan kayboldular. Tiwanaku kültürünün çöküşüyle Titikaka Gölü’nün çevresinde yaşayan Aymara’lar yedi bölgesel krallık kurdular. Kaleler ve surlarla korunan tepelerin zirvelerinde yaşayan Aymara halkı bu bölgenin benzersiz iklim koşullarına uymada büyük bir beceriye sahipti ve sulama, ürünü dondurma ve kurutma yoluyla yiyecek kaynaklarını artırmanın yolunu bulmuşlardı. Andların doğu eteklerinden Pasifik kıyısına dek uzanan topraklardaki yarı tropik vadilerde hem torpik hem de yükseklerde yetişen ürünleri elde edebiliyorlardı. Bu kültürün temel sosyal birimi, işleri organize eden ve üyeleri arasında toprak dağıtan ayllu adı verilen bir akraba grubu veya klandı.

 

Aymaralar, Güney Andların bir başka halkı olan Uruları yönetiyorlardı. Urular, Aymaralardan önce bu bölgeye gelip yerleşmiş bir halk olsalar da yoksul balıkçılar ve toprakları olmayan işçilerdi. Ama Aymaralar, üçüncü etnik grup olan Quechuaların yayılmasına engel olamadılar. Tiahunaka (aymara dilinde ‘tiwanaka’ nın söylenişi) İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, Cuzco etrafında Quechua dili konuşan bir devlet ortaya çıktı. Bu halk yöneticilerinin ismiyle kendilerini anmaya başladıktan sonra da İnkalar olarak tanınmaya başlandı ve kuzeydeki yüksek bölgelerin en güçlü devletini kurdu. Güneydeki Aymara krallığı 15. yüzyılın ikinci yarısında zayıflayınca da İnkalar bu bölgeyi fethettiler.

Bolivya dağlık bölgesi, Kollasuyo olarak biliniyordu, büyük ekonomik ve mineral zenginliği nedeniyle bu bölgede yoğun bir nüfus yaşamaktaydı. İnka İmparatorluğu’nun dört idari bölgesinden biri de buradaydı. Kollasuyo’nun en yüksek derecedeki yöneticisi sadece İnka’ya (imparator) karşı sorumluydu. Altında ise bölgesel valiler ve Aymara soyluları vardı. Ama İnkalar Bolivya’nın doğusundaki göçebe halkları kontrol altına almayı başaramamışlardı. Bundan dolayı da Bolivya’nın doğusundaki yerli halkların dörtte üçü, İspanyolların gelişinden sonra bile büyük ölçüde yaşam tarzlarını devam ettirmişlerdir.

 

İspanyol keşiflerini yöneten ve İnka İmparatorluğu’nun fethedenler Francisco Pizarro, Diego de Almagro ve Hernando de Luque idi. Pizarro, 1524’de Panama’dan kıyı boyunca inerek, “Biru” diye adlandırılan bir altın ülkesinin var olduğunu doğruladı. Biru adı daha sonra Peru’ya dönüştü. İnka İmparatorluğu’nun geniş sınırlara sahip olmasına rağmen merkezde zayıf olması nedeniyle İspanyolların bu bölgeyi ele geçirmeleri kolay olmuştur. Yine de İspanyolların Cuzco’yu ele geçirip bir İspanyol şehri haline getirmesinden sonra da İnkalar sürekli olarak ayaklanmışlardır.

 

İspanyol koloni dönemi sırasında bu topraklara (Cuzco ve Bolivya) “Yukarı Peru” veya “Charcas” deniyordu ve Lima valisinin yönetimi altındaydı. İspanya İmparatorluğu’nun zenginliğinin büyük kısmını, Bolivya gümüş madenleri oluşturmaktaydı. Yerel halk ise köle olarak çalıştırılıyordu. Napolyon savaşları sırasında İspanya kralının otoritesi zayıflayınca koloni yönetimine karşı hareketler giderek güç kazandı. 1809’da bağımsızlık ilan edildi ama 6 Ağustos 1825’de Simon Bolivar’ın cumhuriyetin kurmasından önce 16 yıl süren bir mücadele verilmesi gerekti.

 

İspanyol yönetimi boyunca ve sonrasında Peru ve Bolivya arasında sürekli meydana gelen sınır savaşları 1930’lara dek devam etti. Cumhuriyetin ilanından sonra 19. yüzyılda da Bolivya’da ekonomik ve siyasi istikrarsızlık hakim oldu. Bağımsızlığının ilanından sonra Bolivya topraklarının yarısını, denize olan ulaşımını ve kaucuk üretimiyle ünlü olan Acre bölgesini komşularına kaptırdı.

 

1800’lerin sonlarında Dünyada gümüş fiyatının artması Bolivya’ya belli bir ölçüde zenginlik ve siyasi denge getirdi. 20. yüzyıl başında ise Bolivya’nın ana kaynağı olarak gümüşün yerini kalay aldı. Yönetime gelen hükümetler de bırakınız yapsınlar tarzı kapitalist bir politikayı izleyen ekonomik ve sosyal bir elit sınıfça kontrol edildi. Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan yerli halkın yaşama koşullarında ise hiçbir iyileşme olmadı. Madenlerde ve büyük arazilerde, toprak ve mal sahiplerinin yanında ilkel şartlarda çalışmaya zorlandılar, eğitime, ekonomik fırsatlara ulaşma veya siyasete katılma olanakları yoktu. 1932-35 arasındaki Bolivya – Paraguay savaşında Bolivya’nın yenilmesi bir dönüm noktası oldu.

 

1951’de Ulusal Devrimci Hareket yükselişe geçmeye başladı, bu parti seçimle başa geldi. Toprak reformu yapıldı, kırsal kesimde eğitim hamleleri ve ülkenin kalay madenlerinin ulusallaştırılması sağlandı. 1964’le 1978 arasında ise yönetime genellikle askeri cuntalar hakim oldu. 1978’de Bolivya yine bir siyasi çalkantı içine girdi. Darbeler, karşı darbeler ve geçici hükümetler bu dönemden sonrasına damgasını vurdu. 1993’de ekonomiyi liberalleştirme çabasına girildi ve saldırgan bir ekonomik ve sosyal reform gündemi izlenmeye başlandı. Bunlardan en önemlisi de “kapitalizasyon” programıydı; genellikle yanacı olan yatırımcılar, halk şirketlerinin –petrol şirketleri, telekomunikasyon sistemi, havayolları, tren yolları gibi- anlaşılan anapara yatırımını yaparak % 50’sine sahip olabiliyorlardı. Ama bu reform ve ekonomik yeniden yapılanma faaliyetlerine halkın çeşitli kesimlerinden büyük tepki geldi. Kimi zaman da özellikle koka yetiştiren bölgelerde sert protestolar yapıldı. Bu dönemdeki Sanchez de Lozada hükümeti, yasa dışı koka yetiştirenlerin bu işten vazgeçmeleri için para desteği önerdi ama bu politika koka üretiminde çok az bir azalma sağladı. 1990’ların ortasında Bolivya, dünyadaki koka üretiminin –bu koka sonradan kokaine dönüştürülmektedir- üçte birini sağlıyordu. Daha sonra bir polis birimi oluşturularak yasa dışı koka üretiminde azalma sağladı ama bu sefer de ülkedeki işsiz sayısında büyük artış oldu.

 

Sosyalizm Hareketi Partisin’nden gelen ve Aralık 2005’de yapılan seçimlerde başa gelen Evo Morales, antik Tiawanaku şehrinde binlerce yerli önünde yemin ederken 500 yıldır süregiden koloni döneminin sona erdiğini ve artık otonomi döneminin başladığını bildirdi. Evo Morales’in başkanlığa gelmesi, ABD’nin Güney Amerika’daki koka üretimine karşı açtığı savaşı tekrar gündeme getirdi. Koka üretimini sıfıra indirmeyi amaçlayan bu plan, günümüzde pek çok Bolivyalı tarafından yaşam tarzlarına bir müdahele olarak görülmektedir. Morales ise hükümetinin uyuşturucuyu engelleyeceğini ama koka yapraklarının yasal pazarını koruyacağını ve yasal koka ürünlerinin ihracatını destekleyeceğini belirtmiştir.

Morales, 1 Mayıs 2006’da Bolivya’daki hidrokarbon kaynaklarının tekrar ulusallaştıralacağını bildirdi ve askeri birlikleri kullanarak 56 gaz kuyusunu ve 2 rafineriyi aynı anda ele geçirdi. Tüm yabancı enerji şirketlerine, Bolivya’ya asıl ortaklık payının ve gelirin % 82’sini bırakan yeni anlaşmalar imzalamaları için 180 imzalamıştır.

 

Bolivya, Guyanalar’dan sonra Güney Amerika’daki en yoksul ülkedir. Amerika’nın keşfedilmesinden sonra ülkede yabancı güçlerin oynadıkları emperyalist rol ve yozlaşma, Bolivya’nın doğal kaynakları zengin olmasına rağmen halkın, madenlerden, doğal gaz kaynaklarından, dünyadaki demir ve magnezyumun % 70’ini içeren kaynaklardan çok az yararlanabilmesine neden olmuştur.

 

La Paz

Dünyanın en yüksek irtifadaki başkenti olan La Paz, 3660 m yükseklikte, La Paz Nehri’nin ortasından geçtiği uzun dar bir vadiye kurulmuştur. Bir zamanlar bir İnka köyü olan bu yer, kışın 430 m kadar yukarıdaki soğuk ve kıraç yüksek yayladan (altiplato) korunma sağladığı için 1548’de Alonso de Mendoza tarafından seçilmiş ve burada daha büyük bir yerleşim kurulmaya başlanmıştı. Vadinin darlığından dolayı da şehri, İspanyol şehirlerinin genel planı olan ızgara düzeninde kurmak mümkün olmamıştır. Bağımsızlığın kazanılmasında liderlik eden Pedro Domingo Murillo’dan adını alan Murillo Meydanı, katedrali ve diğer binaları ile küçük bir alanı kaplar, şehirde sadece birkaç tane geniş büyük cadde vardır ve sokaklar her iki yöne de dik yokuşlar halinde çıkar. Hava genellikle soğuk olduğu ve büyük sıcaklık farkları sık görüldüğü için, burada çiçeklere ve ağaçlara çok özen gösterilmesi gerekir. La Paz’ın koloni ticaret yolu üzerindeki konumu, Koloni Dönemi’nde burayı bir ticaret merkezi ve siyasi açıdan önemli bir yer haline getirmiştir. La Paz’da tarım ürünleri ve hafif endüstri ürünleri satılır. 1830’da San Andres Üniversitesi ve 1966’da da Katolik Üniversitesi kurulmuştur. Özellikle Andların iki görkemli zirvesi Illimani –Dünyanın en yüksek volkanı- ve Illampú, Titikaka Gölü, Tiahuanaco harabeleri ile yakındaki tropik yunga örtüsü sayesinde bu bölge, gezginler ve turistler için en çekici yerlerden biridir.


Bilmeniz Gerekenler

Hijyen: Konaklama yapacağımız oteller ve yemek yediğimiz yerlerde temizlik konusunda bir sıkıntı çekmeyeceğiz. Dışarıdan yiyecek almamanızı ve açık su içmemenizi öneririz.


 

Sağlık: Her ne kadar ilk yardım çantası yanımızda olacaksa da kişisel ilaçlarımızı almayı unutmuyoruz. Özellikle lens solüsyonları gibi malzemeler yanımızda olmalı. Bunun dışında farklı bir bakteriyel ortama geçtiğimiz için bedenimiz, uyum sağlamak amacıyla kendini temizleme ihtiyacı hissedebilir, bu kimi gezginlerimizde hafif düzeyde bir diare ile kendini gösterebiliyor. Gezimizin yükseklerde geçecek kısmında ise hafif şeyler yenmesi, özellikle Cuzco’ya ulaştığımız ilk gün, öğleden sonraki turumuza dek dinlenilmesi yüksekliğe alışmakla ilgili sorunları büyük ölçüde engelleyecektir. Yine de bizim yanımızda bir acil çantası bulunacak, ayrıca otellerde ve kullanacağımız araçlarda gerektiğinde kullanılmak üzere oksijen seti bulunuyor.

Herhangi bir aşı yaptırılması zorunluluğu yoktur. Sadece tropik ormana gidilmesi durumunda sarı humma aşısı istenmektedir ki, Amazon Ormanları’na dahil olan bu bölge, programız kapsamında değildir. Bizler her ihtimale karşı doktorunuzun önerdiği şeyleri yapmanızı ve devamlı olarak kullandığınız ilaçlar varsa bunları yanınıza almanızı öneriyoruz. Özellikle lens kullanıcılarının lens ilaçlarını yanlarında getirmelerini, ayrıca C vitaminli aspirin almanızı öneririz. Musluklardan su içmemenizi öneririz. Şise su alıp içmek en iyisi. Gezimiz sırasında yüksek irtifada olacağımız için dağ hastalığının belirtilerini hissedebilirsiniz. Bu durumda Glükoz veya coramin önerilir veya yerlilerin yaptığı gibi koka çayı içebilir ya da yükselirken limon damlalarını emebilirsiniz.

 

Giyim ve ekipman: İklimin değişkenlik gösterdiği bir coğrafyaya gidiyoruz. Peru ve Bolivya’da çok çeşitli iklimler hüküm sürdüğü için farklı hava durumlarına uygun giysiler getirmenizi öneririz. Pasifik kıyısındaki yerler sıcak, orta kesimlerde ve yüksek irtifada bulunan yerler ise soğuk olacaktır. Hafif, pamuklu, terletmeyen giysiler, spor ayakkabı yanı sıra rüzgar geçirmeyen polar veya rüzgarlık/yağmurluk ve yürüyüş için sağlam ama çok ağır olmayan ayakkabı; sıcak tutacak içlik/iç çamaşırı önerilir. Tüm bunlarla beraber, özellikle yüksekte güneşin daha yakıcı olduğunu göz önünde tutarak UV faktörü yüksek güneş kremi ve dudak kremi, güneş gözlüğü, geniş kenarlı şapka, genelde kullandığımız ilaçlarımız, lens ilacı, aspirin vb da yanımızda olmalı.

 

Para: Lima, Paracas, Ica, Nasca, Puno ve Cuzco gibi büyük şehirlerde otellerin, dükkanların ve lokantaların çoğunda kredi kartı geçmektedir. Şehirlerde ana caddelerde de ATM’ler var. Bankalar Pazartesi-Cuma arası 09.00-18.00 arası çalışıyorlar. Bolivya’da ise bankaların ve dükkanların hangi saatler arasında çalıştıklarını söylemek zor, ama genel olarak dükkanlar sabah 10.00 ile öğlen arasında açık –siesta nedeniyle. Çoğu banka, Pazartesi-Cuma arası 09.00-11.30 ve 14.30-17.00 arası açık.

Büyük şehirlerde döviz bürolarından yerel para almak mümkün. ABD Doları kullanmak daha uygun, bunun için küçük birimlerde dolar bulundurmak iyi olur. Yine de tüm alışverişlerinizi Sol veya Boliviana ile yapmanızı öneriririz.

Peru: 1 USD = 3,06 SOL (PEN);   1 Euro = 4,41 SOL (PEN).

Bolivya: 1 USD = 7,78 Boliviano (BOB);   1 Euro = 11.05 Boliviano (BOB).

 

Hediye – Bahşiş: Peru ve Bolivya’da ekonomik kaynaklar oldukça sınırlı. Bu nedenle özellikle gittiğimiz noktalarda sizden para isteyen yerlilerle karşılaşabilirsiniz. Maalesef buralara gelen turistler –yerli halkın deyimiyle Gringolar-, yetişkinleri bozukluk paralara, çocukları ise şekerlere alıştırmışlar. Bundan kaçınalım, özellikle şeker nedeniyle önceden görülmeyen diş ve diş eti hastalıkları bu ülkelerde de görülüyor.

 

Telefon-Internet & Saat farkı: Peru ve Bolivya’da cep telefonlarınız, uluslararası dolaşıma açık olmak şartıyla çalışıyor (Turkcell ve Vodafone için geçerli.) Ancak bedeli yüksek. Turkcell hatlar için aramanın dakikası 4,5 YTL, veya 70 kontör, SMS gönderme 0,6 YTL veya 10 kontör. İnternete ise büyük şehirlerin hepsinde internet kafelerde ulaşabiliriz.

 

Saat farkı, Peru’da Lima bizden 8 saat, Bolivya’da La Paz 7 saat daha geride.

 

Elektronik Araçlarınız: Birçok yerde elektronik araçlarımızı şarj edebileceğiz. Genel olarak 220 volt kullanılıyor. Bazı yerlerde prizler ince düz uçlu fişlere uygun olabilir bunun için bir dönüştürücü edinmekte yarar var.

 

Ekstralar: Ekstra turumuz yoktur.Programda sözü geçen yemeklerdeki içecekler fiyata dahil değildir. Ayrıca uluslararası uçuşlarda Lima havaalanından çıkış vergisi (kişi başı 30,25 $) ile La Paz-Lima uçuşunda, La Paz havaalanından çıkış vergisi (kişi başı 30,00 $) dahil değildir.

 

Alışveriş: Tur boyunca bol alışveriş imkanı bulacaksınız.Alışverişe başlamak için acele etmeyin, bir yerde gördüğünüz ve beğendiğiniz bir malı gideceğimiz hemen her yerde satıldığını aklınızda tutun ve tüm yerlerde sıkı pazarlık yapın. Ama özellikle seyyar satıcılarla yapacağınız pazarlığın onlar açısından uzun süreceğini unutmayın. Enstrümanlar, tekstil, el işleri her iki ülkede de turistlerin alış verişte en rağbet ettikleri mallar. Bolivya’da ülkeye özgü şapkalar, Titikaka Gölü’nde Taquile Adası’nda dünyaca ünlü tekstil ürünleri ile Alpacas yününden yapılmış eşyalar özellikle dikkat çekici ve öneriliyor.

 

Yolculuklar: Bu turda Peru içinde iki iç uçuşumuz (Lima-Cuzco ve Cuzco-Juliaca/Puno) ile La Paz-Lima arasında bir uçuşumuz var. Puno’dan La Paz’a özel araçla, Titikaka Gölü Kıyısı’nı ve daha sonra dağlık araziyi takip ederek gidiyoruz. Lima’dan Paracas ve Nasca’ya ise yine özel araçla gidiyoruz. Bir de Kutsal Vadiden Machu Picchu’ya gittiğimiz gün bir tren yolculuğumuz var. Gezi sırasında yapacağımız kara ve tren yolculuklarının hepsinde de And Dağları’nın ve Pasifik Okyanusu’nun benzersiz manzarasının keyfini çıkarabiliriz. Özellikle La Paz yolundaki Dünyanın en yüksek yanardağı Illimani bu noktalar içinde özel bir yer tutuyor. Bir de diğer önemli konu da Lima’ya indiğimizde bize verecekleri Andean Migration Card –And Dolaşım kartı-. Bu kartı yanımızda tutuyoruz ve kaybetmemeye özen gösteriyoruz çünkü Bolivya sınırını geçerken göstermemizi isteyecekler. Bolivya sınırında araç değiştireceğiz ve sınırın öte tarafında yeni araca bineceğiz.

 

Güvenlik: Turizmin geliştiği her ülkede olduğu gibi özellikle her iki ülkede de büyük şehirlerde hırsızlık ve yankesiciliğe karşı uyanık ve dikkatli olmakta fayda var. Paranızı veya değerli belgelerinizi tek bir cepte veya çantada taşımaktan kaçının. Sırt çantanızı sırtınızda taşımayın veya yere bırakıp başka bir şeyle ilgilenmeyin. Dikkatinizi çekmek için yaratılan durumlara karşı uyanık olun –örneğin birdenbire ayaklarınızın dibine bir şeyler atabilirler, siz bunu almaya kalkarken de çevredeki hırsızlar sizin bir anlık dikkatsizliğinizden yararlanarak cebinizdekileri almaya kalkabilirler. Eğer fotoğraf makinanız veya kameranız ağırsa, mutlaka boynunuza asın ve asla kontrolünüzün dışındaki bir yere bırakmayın. Ayrıca tek başımıza şehirlerin arka sokaklarını keşfetmeye çıkmamanın da güvenlik açısından altın kurallardan biri olduğunu hatırlatmak isteriz. 

 

Diğer Detaylar: *Peru’da öğle yemekleri, içecek ve bahşişler için 300-350   USD yeterli olabilir. Alışveriş hariç!

*Yerel enstrüman ve cd alımı serbest.

*Buradan giderken yanınızda yeterli miktarda film, pil, hafıza kartı götürmenizi öneririz. Peru’da örneğin Lima’da bu tür malzemeler bulmak zor değil ama yine de işi şansa bırakmamakta yarar var.

*Akşamları kendi aracımızı program dışı kullanmak gerekirse şöföre bahşiş toplanır.

*Tur sonunda takdirinize göre yerel rehber ve şöföre bahşiş verilmesi, güzel bir jest olacaktır.







 Sri Lanka

Colombo – Sigirya – Dambulla -Kandy – Galle -Udalawa -Nuwara Eliya- Anuradhap...

09-19 Mart 2019

 İran
Tahran, Şiraz,Persepolis, Yazd, Isfahan, Kum


Yolculuğumuz bu kez İran’a. Hep merak edilen, biraz şüpheyle bakılan ama gidildi...

19-28 Nisan 2019

 İskoçya

Yeni yıla yeni programlarla başlıyoruz. İskoçya da farklı bir programı sizlere s...

29 Haziran - 06 Temmuz 2019

 Doğu Ekspresi ile Doğu'nun üç gölünde, dört ülkesinde Sevan, Urumiye, Van Gölleri
Türkiye, Gürcistan, Ermenistan, İran


Doğu Ekspresiyle Kars'a yaptığımız efsanevi yolculuklara sınırın ötesine geçtiği...

27 Haziran - 07 Temmuz 2019

 Sibirya - Baykal - Moğolistan

Sibirya-Baykal-Moğolistan yolculuğumuz 2014'de 2013 den farklı olarak Moskova'da...

28 Haziran - 13 Temmuz 2019

 Arjantin ,Brezilya, Uruguay, Iguazu
Buenos Aires, Montevideo, Rio de Janerio, Iguazu,Paraty


Güney Amerika'nın iki büyük ülkesine yolculuğumuz. Elbette büyük şehirlerin keyf...

10-21 Ağustos 2019

 PERU – İnkaların İzinde…
Lima-Nasca-Cuzco-Machu Picchu-Puno-Titicaca -Bogota


İnkaların izini sürmeye başlarız Lima'dan... Her adım bir öncekinden daha çok şa...

14-28 Eylül 2019

 Etiyopya - Omo Vadisi - Meskel Festivali

Addisababa- Lalibela-Awassa –Arbaminch-Konso-Jinka –Turmi- Mago –Mursi-Omorate -...

24 Eylül - 07 Ekim 2019

 Kuzey Işıklarında Norveç

Kuzey ışıkları'na yolculuğumuz...Benzersiz bir deneyim yaşayacağız. En önemli se...

25 Ocak - 01 Şubat 2020

 Uganda - Ruanda
Gorillerin Dünyasına Yolculuk


Doğu Afrika’nın iki güzel ülkesine gidiyoruz. Yağmur ormanlarının olduğu ekvator...

16-24 Şubat 2020




 Elazığ – Tunceli (Dersim) - Ovacık – Mazgirt - Palu - Elazığ

Yine yeniden Dersim yolları bu sefer de kışın açılıyor nar tanelerine… Dersim'in...

19-23 Ocak 2019

 Kars’ın Beyaz Yüzleri
İstanbul-Ankara çıkışlı


Kars Merkez – Ani Harabeleri -Çıldır Gölü- Sarıkamış
Haydarpaşa Garı'n...


27-31 Ocak 2019

 Kars’ın Beyaz Yüzleri

Doğu Ekspesi ile Kars- Divriği, Sivas'dan uçakla dönüş
Haydarpaşa Garı...


13-17 Şubat 2019

 Karya Yolları / Datça

Kış güneşi parlarken tepemizde, baharın müjdesi gizli badem çiçeklerinin açtığı ...

16-18 Şubat 2019

 Kars’ın Beyaz Yüzleri

Doğu Ekspesi ile Kars- Divriği, Sivas'dan uçakla dönüş
Haydarpaşa Garı...


20-24 Şubat 2019

 Türkiyenin en kuzeyine adımlar...
Kastamonu - Sinop - Erfelek - Hamsilos - Akliman


Türkiye'nin geçmişi görkemli ama zamanla biraz unutulmuş ve bu yüzden şanslı şeh...

15-17 Mart 2019

 Sivas Merkez - Divriği - Kemaliye ( Eğin ) - Arapgir

Fırat'ın en büyük kolu Karasu ve diğer nehirlerin gücüyle barajlarla suyun enerj...

04-07 Nisan 2019

 Likya Yollarında 1, Fethiye ve çevresi...

Likya’nın patikaları çok belirgin bir güzergâh izlemese de, bu gün elimizde 1996...

13-16 Nisan 2019

 Elazığ – Tunceli (Dersim) - Ovacık – Elazığ

Yine yeniden Dersim yolları baharda açılıyor nar tanelerine… Munzurlar'ın doğas...

20-23 Nisan 2019

 Karya Yollarında 3 – Bozburun Yarımadası

Bozburun, Taşlıca, Söğüt
Likya yollarını adımlarken Marmaris'den kerva...


04-06 Mayıs 2019

 Elazığ – Tunceli (Dersim) - Ovacık – Elazığ

Yine yeniden Dersim yolları baharda açılıyor nar tanelerine… Munzurlar'ın doğas...

11-14 Mayıs 2019